25 Kasım 2013 Pazartesi

Nasıl zayıflıyorum

             Uzuun bir zaman sonra tekrar merhaba!  Artık şöyle oldu böyle oldu o yüzden yazı giremedim diye açıklama yapmaya yüzüm yok pek ama kafamda birçok konu birikti ve önümüzdeki günlerde daha aktif bir blogger olacağımın sözünü verebilirim...




             Bugünkü yazının konusu ise benim içim biraz hassas bir konu. Pek çok kadının, toplumun bize dayattığı ölçülerin üstünde olmasına rağmen çok güzel göründüğünü ve gayet mutlu olduğunu biliyorum ama ben kısa zamanda çok kilo alıp yeni vücudumla da bir türlü barışamamıştım. Bu bende büyük bir özgüven sorunu yaratmıştı. Daha hoş ve bakımlı bir hatun kişi olmak istiyordum, hatta bu blogu da bu süreçte kendimi motive etmek için açmış ve haydi güzelleşelim diye başlık atmıştım. Bu yolda koyduğum hedeflerden biri de kilo vermekti.  Blogu açtığım günden bu güne epey yol katettiğimi gururla söyleyebilirim. Kilo vermek için yaptıklarımla ilgili pek bir paylaşım yapmadım blogda çünkü başaramazsam, şunu yapıyorum bunu yapıyorum dedikten sonra rezil olacağım gibi hissettim sanırım.. O kadar çok kez tamam artık bugün diyete, spora vs. başlıyorum deyip yarım bırakmıştım ki birşeyleri!.. Çevremden sen kilo veremeyeceksin bu gerçeği kabullen diyenler bile oldu.


              Şuanda bu yazıyı yazıyorum diye bu yolculuk bitti sanmayın. Tam aksine daha çok  yolum olmasına rağmen biraz şımarıp son birkaç haftadır saçmalıyorum yeme içme konusunda. Sevgili blogumu da yine kendimi motive etmek için kullanıyorum :) Ayrıca benim yaşadıklarım şuanda evinde oturup kafasında "nasıl kilo vericem ben yaa" düşüncesiyle internette o siteden bu siteye savrulan birilerine ilham verirse çok mutlu olurum..

               Rakamlardan bahsetmek gerekirse, en kilolu olduğum dönemde korkumdan tartılmasam da, 16-17 kilo civarı verdiğimi tahmin ediyorum. Çok kesin bir hedef koymadım ama 36 beden olmak istiyorum, sanırım 10kg civarı daha vermem gerekecek. Sizlere nacizane tavsiyem, çok büyük hedefler koyarak kendinizi korkutmayın. Ben 25-30 kg arası vermem gerektiğini düşündükçe fenalık geçirecek gibi oluyordum. O yüzden daha ulaşılabilir hedeflerle başladım. Tartıda 70leri göreceğim ve bir daha asla 80li rakam olmayacak dedim ilk hedef olarak, sonra 75 olsam rahatlarım, 60ları görmek istiyorum diye diye devam ettim. 69,8 gördüğüm gün sevinçten ağlayacaktım nerdeyse siz düşünün :) şimdiki hedefim ise 50lileri görmek, 59 beni nasıl mutlu edecek bir bilseniz! :D
             
               Öncelikle maddi imkanı ve durumu uygun olanlar için bence iyi bir diyetisyene gitmek en ideali. Benim yurtdışında yaşamam ve öğrenci olmam dolayısıyla böyle bir imkanım olamadı.. İnternette pek çok diyet listesi, formülü vs var. Bir gün sadece patates bir gün sadece muz yemek gibi saçma sapan listelerin ne kadar sağlıksız olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum. Hiç denemedim bile. 5. sınıf tıp öğrencisi olarak ayıp olurdu yani :) Ben bazen kendimi disipline sokmak için bu listelerden de yararlandım. Ama bu konudaki dayanak noktam her zaman şu oldu ; kilo vermenin basit bir formülü var harcadığın kalori, aldığın kaloriden fazla olacak. Harcadığımız kalorinin, aldığımız kaloriden 7000 fazla olması durumunda 1 kg veriyoruz. Hiç spor yapmasak da günlük aktivitelere ve sindirim, solunum gibi metabolik faaliyetlere harcadığımız belli bir kalori var. İnternette birçok sitede hesaplanabiliyor bu günlük harcadığımız kalorimiktarı . Ama şunu da belirtmekte fayda var ki bir kadın için önerilen en düşük günlük kalori tüketimi 1200.  1200'ün altında kalındığında metabolizma hızı düşecektir ve bunun da uzun vadede pek hayırlı sonuçları olmuyor malesef
               
                Dikkat ettiğim bir diğer konu abur cubur kısıtlaması oldu. Biliyorum sevdiğiniz yiyecekleri hayatınızdan tamamen çıkarmayın diyorlar ama bence bir süreliğine çıkarılmalı. Çok kalorili olduklarından değil bağımlılıklarımdan kurtulmak için bir süre cips, çikolata vs hiç tüketmedim. Çünkü bunları yedikçe yiyesim geliyordu, malesef tavsiye edilen gibi arada sırada az miktarda, kendime ödül olarak filanda bırakamıyordum işi... güzel olan ise bir süre sonra bu yiyecekleri aramadığımı farkettim. Araştırmalar bağımlılıktan kurtulma süresinin 21 gün olduğunu söylüyor ama saymadım vallahi bilemeyeceğim :)

               Bence bana en çok yararı olan davranışım akşam 7den sonra hiç birşey yememek oldu. Bunun herkes için mümkün olmadığını biliyorum ama ben meyve bile yemedim ilk zamanlar midem kazınıyordu ama sonra sabah uyandığımda kendimi çok daha iyi hissetmeye başladım.

               Gelelim sporaaa. Biliyorum çoğumuz için spor alışkanlık olmadığından çok zor geliyor ya bir türlü başlayamıyoruz ya da başlayıp bırakıyoruz. Ben spor yapmaktan keyif almama rağmen malesef  kendime hergün spor yapmamak için bahaneler bulmayı başarıyordum. Sonra kendime şöyle söyledim gerçekten bu kadar iradesiz miyim? Nasıl hasta olduğumuzda hoş birşey olmamasına rağmen ilaç alıyoruz, çok da keyifli olmamasına rağmen işe ya da okula gidiyoruz sporu da böylesine bir zorunluluk hissiyle yapacağım dedim. Kendime bir ay boyunca hergün spor yapma koşulu koydum. Bu bir ayın sonunda zaten spor yapmay ister hale gelmiştim. Aksattığım zamanlar da çok oldu elbette ama spor yapmak büyük bir külfet olmaktan çıktı gözümde. Nasıl bir spor yapsam mı diyorsunuz? Spor salonuna gidebilecek parası, zamanı vs olanlar için sorun yok zaten ama alternatif peşindeyseniz internette de birçok video var. Benim kullandıklarım: Leslie Sansone walk at home, Callanetics, ve çeşitli pilates videoları oldu. Severek okuduğum bloglardan biri olan http://sofyagunlukleri.blogspot.com sayesinde de şu ablayı keşfettim:  http://www.youtube.com/user/blogilates sitesi de şu:  http://www.blogilates.com/  Bu kızcağız pilatese yeni başlayanlar için de düzenli yapanlar için de aylık programlar hazırlıyor. O programlar benim için cidden hayat kurtarıcı oldu. Hem disipline soktu hem de farklı kas gruplarını çalıştırmamı sağladı. Şiddetle tavsiye ediyorum! :) Sporla ilgili şunu da söylemeliyim ki lütfen yapamıyorum diye pesetmeyin. Elbette ki hiç bir fiziksel aktivite olmadan yaşıyorken ve bir de üstüne kilo fazlamız varken ilk spora başladığımız gün Ebru şallı zarifliğiyle mekik çekemeyiz. Ama zamanla kaslarının güçlendiğini gördükçe, hareketleri çok daha rahat yapabildiğini farkettikçe insan kendisiyle bir gurur duyuyor! Çok hoş bir his..

Bu yukarıda bahsettihim blogilates ablanın yeni başlayanlar için pilates programı ama sitesini ziyaret ederseniz daha okunabilir bir boyutta bulabilme imkanınız olur. Bahsedilen egzersizlerin hepsi youtube kanalında var


               Çok uzun bir yazı oldu farkındayım. Kaç kişi yazının sonuna kadar okur bilmiyorum gerçekten. Ama oooh paylaştım rahatladım a dostlar der sevgilerimi iletirim! :)
 





30 Eylül 2013 Pazartesi

Nivea Duşta Vücut Kremi

     
     Blog dünyasını şöyle bir çalkalamıştı Nivea duşta vücut kremi ilk çıktığında... Pek çok blogger tanıtım yazısını yazdı ben de o sayede duyup deneme kararı almıştım. Banyodan sonra vücudumu nemlendirmeyi genelde unuttuğumdan duş esnasında kullanılabilecek bir krem fikri beni ilk duyduğum anda cezbetti. Sadece acaba yağlı bir his bırakır da temizlenmemiş gibi hisseder miyim diye tereddüt ettim bir süre. Neyse ki böyle bir sorun yok.

   
     Ben kuru ciltler için olanını aldım badem yağı içeriyormuş ( ona da aldıktan sonra dikkat ettim tüylenme yapmasa bari) bir de normal ciltler için vardı yanlış hatırlamıyorsam. Fiyatı 12.50 Tl. Pek ucuz sayılmaz ama 250 ml kıvamlı bir ürün uzun süre bitmeyeceğini düşünüyorum. Kullanımı gayet kolay. Yıkandıktan sonra ürünü uygulayıp daha sonra duruluyorsunuz saç kreminin vücut versiyonu gibi yani...

         
Duştan çıktıktan sonra gerçekten cildimin nemlenip, yumuşadığını hissediyorum. Diz ve dirsek gibi ekstra bakım isteyen bölgeler için tabi ki yeterli gelmiyor ama benimki kadar kuruysa cildiniz o bölgeleri anca body butter paklıyor zaten:)


          Benim sevdiğim bir ürün oldu ve kesinlikle almaya devam edeceğimi söyleyebilirim...

not: fotoğraf google görsellerden alıntıdır


       

12 Eylül 2013 Perşembe

şallarımı nasıl düzenledim..

  Biliyorum ki şallarını nasıl ve nereye koyacağını bilemeyen bir tek ben değilim. O yüzden kendimce bir çözüm bulmuşken de kendime saklamayayım dedim. Daha önce şallarımı katlayıp üstüste koyuyordum ama birşey almaya çalışırken hepsini bozuyordum ve özellikle yün olanlar çok yer kaplıyordu. Sonra ikea'daki şal askısını gördüm ve hemen atladım tabi ama bir süre onu da nasıl düzenleyeceğimi bilemedim çok karmakarışık ve kullanışsızdı. Sonra yabancı bir bloggerda bu düzenleme şeklini gördüm. Mucizevi bir şey filan değil ya da süper düzenli de gözükmüyor ama hafif salaş olması, ve tüm şallarımı aynı anda görüyor olmak ve diğerlerini bozmadan kolayca alıp kullanabiliyor olmak beni cezbetti. İşte benim şal organizasyonum!


Arkadan birazcık daha düzensiz gözüküyor ama gardrobun köşesine koyduğum için o kısmı gözükmüyor ;)


Ben askının boş halinin fotoğrafını çekmeyi unutmuştum o yüzden aşağıdaki görsel alıntırdır.


 Fiyatını hatırlamıyorum ama çok uygundu.




Benim de BALMJOVİ'm var!:)




         Geçtiğimiz sene blog dünyasının içine girişimden itibaren en çok ağzımı sulandıran paletlerden biriydi BALMJOVİ. Ama the Balm Bulgaristan'da satılmadığından, boynu bükük Türkiye'e dönmeyi bekliyordum. Döner dönmez de aldığım ilk şey bu oldu. Gerçekten heveslendiğim kadar  varmış. BA-YIL-DIM!




         The Balm markasıyla ilgili konuşurken zaten tasarım konusundan bahsetmemek olmaz. Tüm ürünlerinin çok hoş ambalajları ve isimleri var. Bu ürünün tasarımı da çok keyifli. Mıknatıslı 2 kapağı var. Yukarı açılan büyük kapakta kalp şeklinde oldukça büyük bir aynası var. Aşağı açılan minicik kapakta ise bize hangi far tonlarıyla hangi ruju birlikte kullanabileceğimize dair örnekler vermiş. 12 far tonu, 1 highlighter, 1 allık, 2 de ruju var.


          Farlar, adagio adlı krem rengi far hariç, ışıltılı. Ama çok zarif duran hafif bir ışıltıları var gözünüzü korkutmasın. Kremsi bir yapıları var ve tozutma yapmıyorlar. Pigmentasyonları muhteşem. Kalıcılık konusunda ben hiç bir sorun yaşamadım ama bu her defasında far bazı kullanmış olmamla da ilgili olabilir.



     
 Highlighterı, highlighter kullanma alışkanlığı olmayan beni bile çok etkiledi. Kullandığım hemen her seferinde makyajdan anlamayan insanlardan iltifat aldım. Bugün sen cildine birşey mi yaptın çok hoş bir ışıltı var sende diye:) (Yoo bişi yapmadım doğal halim bu şekerim hihihi:)) Neyse... Bu highlighter galiba The Balm'ın meşhur Mary-Lou Manizer'ın aynısıymış..




        Allık çok hoş bir pembe-şeftali tonlarında. Belli belirsiz minicik ışıltıları var. Pigmentasyonu şahane, kalıcılığı çok iyi. Bu da Fratboy'un aynısıymış meğer bu gerçeği gidip fratboy almadan önce duysaydım iyiydi.. Neyse...

        Rujların biri daha doğal renklerde diğeri ise çok hoş bir kırmızı. Mecburen dudah fırçasıyla sürüldüğü için kırmızı da bile daha doğalımsı bir görüntü elde ediliyor. Hani böyle vuhuuuu bir kırmızı değil. Bu rujları kullanmayı çok seviyorum ama kalıcılıkları pek iyi değil açıkcası o yüzden evde makyajımı yaparken bunları kullanıyorsam dışarı çıktığımda yanımda başka bir ruj oluyor. 1-2 saat sonra başka bir ruj sürüyorum. (aklıma gelirse tabi)

      Açıkcası bu paletle ilgili sayısız yazı olduğu için swatch yapmıyorum. Ama bu paletle makyaj yapıp yapıp paylaşmak istiyorum arada sırada:) Bir sonraki yazıda görüşmek üzere sevgiler...
 Diğer palet yazılarımı okumak ister misiniz?
  elf far paleti
  urban decay naked


11 Eylül 2013 Çarşamba

Flormar ıslak&kuru kompakt pudra

     

     Merhabalar uzun bir aradan sonra yeni bir yazıyla karşınızdayım!.. Sofya'a döndüm ve tatil modundan çıktım:) Dolayısıyla artık düzenli yazı yazmaya başlayabiliriiiim... Bu yaz denediğim ve denemekte olduğum pek çok ürün var hepsinin yazıları yolda. Arada da kitap, dizi, spor gibi kozmetik dışı konularda da birşeyler karalıyayım diyorum ne dersiniz?





       Sonbaharın ilk yazısında yazın benim için kurtarıcı olan Flormar pudradan bahsetmek istiyorum.        Geçtiğimiz kış cildim çok fena kuruduğundan, hangi pudrayı kullanırsam kullanayım pütürlü bir görüntü oluşuyordu ben de gaza gelip "peeh ben pudra kullanmam artık yeaa" deyip elimdeki pudralardan kurtuldum! İyi halt ettim. Yazın da pırıl pırıl parlayan yağlı cildime fellik fellik pudra aradım. Öncelikle burdan nefret yazısı yazdığım Rimmel Stay Matte pudradan özür diliyorum, meğer kışınki kötü görüntü benim cildimin problemli olmasındanmış.(o yazı için tık tık ) Ahı mı tuttu ne yaptıysa yazın bir türlü transparan ya da benim ten rengime uygun olanından bulamadım:( Flormar ürünleriyle de pek bir tecrübem olmamasına rağmen satıcı arkadaşın ikna kabiliyeti sayesinde bu pudrayı denemeye karar verdim.


    (pisliğini mazur görün:))

            Bir kere Flormar kendini cidden çok geliştirmiş ürünün paketi çok şık ve kullanışlı. 2 taraftan kapak açılıyor. Bir kapakta aynası, arka kapakta ise sünger aplikatörü var. Kuru ya da süngerimizi ıslatarak ıslak uygulayabiliyoruz. Ben, fondöteni sabitlemek niyetiyle kullandığımdan kuru hali beni tatmin ediyor, bu haliyle bile fondötene destek ilave bi kapatıcılık sağlıyor. Ama ıslak hali daha iyi kapatıcılık veriyor, cildinde çok büyük sorunlar olmayanlar tek başına pudrayı kullanabilir..




            Kalıcılığı çok süper değil 4 saatte bir filan tazeledim. Ama Flormar'ın makyaj bazını kullandığım günler kalıcılığı çok daha iyiydi. 18 Tl'lik bir üründen bahsettiğimiz düşünülürse çok çok iyi bence. Şöyle ki ben bunu kuzenimin düğünü için yaptığım makyajda kullandım ve herkesin makyajı akmışken benim makyajım gecenin sonunda aynen duruyordu. Kısacası ben biraz da şaşırarak çok beğendim. Bütçe dostu bir pudra arayanların bir şans verebileceği bir ürün kesinlikle...


   


3 farklı tonu var bendeki en açık olan W05




23 Ağustos 2013 Cuma

Ne var ne yok / neler izliyorum

Merhabalar, çook uzun bir ara verdim blog yazılarına malesef. Yazın İzmir'e gelince planladığım hiç birşeyi yapmıyorum öyle aylak aylak ordan oraya savruluyorum, bu huyuma da acayip sinir oluyorum!:(


 Her neyse olduğu kadar artık diyelim... Aslında bu yaz bazı yeni ürünler deneme imkanım oldu bir çoğundan da memnun kaldım ve yazılarını yazmak istiyorum ama hala izmirde olduğumdan çok sistemli yazı giremeyeceğim. Bu yüzden kozmetik yazılarını daha programlı hareket edebileceğim Eylül'e bırakıyorum. Bu gün başka bir konuda birşeyler karalamak istedim. Çok fazla yabancı dizi izleyen bir insan olarak izleyip bitirdiğim ya da izlemekte olduğum bazı dizileri sizinle paylaşmak istedim. Ancak çok populer bazı dizileri zaten herkes duyduğundan onlardan bahsetmek istemiyorum onun yerine daha az bilinen, keşfettiğime mutlu olduğum sizlerle de paylaşmak istediğim diziler var listemde. Ancak önceden uyarayım daha çok kız dizilerini beğeniyorum ve itiraf ediyorum zaman zaman ergen dizilerine de takıldığım oluyor:)
(görseller bana ait değildir)




BEING ERICA Hayatında hiç birşeyin yolunda gitmediğini düşünen otuzlarında Erica adında bir hatun hayata dair pek umudunun kalmadığı sırada bir terapistle tanışıyor. Terapist ondan pişmanlıklarının bir listesini yapmasını istiyor ve ortaya çıkıyor ki bizim terapist bildiğimiz terapistlerden değil ve zamanı geri sarma yeteneği var. 4 Sezon Süren bu dizide Erica'nın geçmişe gidip hatalarıyla yüzleşmesini, dersler çıkarmasını ve aynı zamanda adım adım hayatını değiştirme çabalarını izliyoruz. Benim şahsen çok keyif aldığım bir diziydi 4 sezonu bir çırpıda bitirmiştim içim rahat tavsiye ediyorum.





































MAKE IT oR BREAK IT

 Bu diziyi keşfetmemin sebebi jimnastiğe olan merakımdı.(izlemeye tabi ki) Profesyonel olarak artistik jimnastik yapan ve olimpiyatlara hazırlanan bir grup genç kızın hayatını anlatıyor dizi. Bol Bol jimnastik sahnesi içerdiği gibi karakterlerin birbirleriyle ve aileleriyle olan ilişkileri ve aşkları da konu edilmiş. Bana olimpiyatlara hazırlanan sporcuların hayatları büyülü gibi geldiğinden çok severek izledim ancak konusu gereği herkesin zevkine hitap etmeyebilir bu gerçeği kabulleniyor ve mutlaka izlemelisiniz gibi çok iddialı bir cümle kullanmıyorum:)
























 SWITCHED AT BIRTH

 Şuanda devam etmekte olan bu dizinin 2. sezonu yeni bitti. 3. sezonu sanırım 2014 ocak ayında başlayacakmış:( Ama ilk 2 sezon 20 küsur bölümlük, baya tatmin edici:) Hastanede bir hata oluyor ve 2 kız bebek karıştırılıyor. Bu hata bir tesadüf sonucu kızlar 14-15 yaşlarındayken ortaya çıkıyor. İki aile de ne biyolojik çocuklarından ne de o ana kadar kendi çocukları olduğunu düşünüp yetiştirdikleri kızlarından vazgeçmek istemiyor. Bir yol bulup birbirlerine alışma süreçlerini izliyoruz dizide. Ailelerden birinin deli gibi zengin olup birinin ise daha mütavazi bir yaşam süren latin kökenli bir aile olması işleri biraz daha zorluyor. Kızlardan birinin sağır olması da diziye renk katmış. Ben kendi adıma sağırların dünyasına dair birşeyler öğrenebildiğime seviniyorum. Sonuçta kızlar genç kız olduğundan dizinin hafif ergen dizisine kaçma durumu oluyor zaman zaman ama konu ilginizi çektiyse bir şans vermenizi tavsiye edrim.



















 DROP DEAD DIVA

 Bu dizi de hala yayınlananlardan. Şuanda 5. sezonunda ama ben daha oralara gelmedim:) Hayatta tek uğraşı iyi görünmek olan manken bir hatun bir trafik kazası geçiriyor ve aslında ölmesi gerekirken yaptığı bir haylazlıkla dünyaya geri dönüyor, yalnız bir terslik var çünkü kendi vücudunda değil biraz(!) kilolu kendisinden yaşça büyük oldukça ciddi bir hayatı olan bir avukatın vücudunda uyanıyor. Artık tamamen farklı bir hayatı var ve buna ayak uydurmak zorunda. Eski hayatındaki nişanlısının da kendisiyle aynı ofiste çalışması ve ona neler olduğunu anlatamaması da işleri zorlaştırıyor. Çok keyifli bir dizi özellikle fazla birşey düşünmek istemediğiniz sadece gülümseyip iyi zaman geçirmek istediğiniz zamanlar için birebir!


 Yazıyı yazmaya başlamadan önce kafamdan bu dizileri belirlemiştim ama yazdıkça aklıma başka diziler de geliyor. Bir yazıya da çok yükleme yapmak istemiyorum. Korkup okumaktan vazgeçilebilir:) İzlediğim başka dizilerden de bahsetmemi isterseniz bunu yorum kısmına belirtirseniz bu dizi yazılarını devamlı hale getirebilirim diye düşünüyorum. Bir de bir ara da beni çok etkileyen bazı kitaplardan da bahsetmek isterim ne dersiniz? Bir sonraki yazıda görüşmek üzere sevgileeer..

25 Temmuz 2013 Perşembe

mini alışveriş-gratis, match kozmetik

        Yazları İzmir'e döndüğümde ilk birkaç haftam çok hareketli geçiyor. Bir de araya küçük bir tatil de sıkıştırınca pek blogla ilgilenmeye zaman bulamadım. Özlemişim vallahi birşeyler yazmayı. Bugün küçük bir alışveriş yazısıyla dönüşü yapalım önümüzdeki günlerde ise bu aldıklarımın yorum yazılarıyla devam ederim diye düşünüyorum. Gelelim aldıklarıma...

     

































 Bu minik alışverişin şahı The Balm'dan BalmJovi adlı palet oldu. Bulgaristan'da The Balm olmadığından bloglarda yorumlarını ağzım sulanarak okuduğum bir üründü nihayet kavuştum ama henüz kullanmadım.. Bu paleti 60 liraya aldım 70 küsurdan inmiş sanırsam. Kullandıktan sonra swatchlarıyla birlikte yazısını yazacağım. Yaz boyunca The Balm ürünleri almaya devam etmek istiyorum mutlaka alınmalı dediğiniz ürünleri varsa tavsiyelerinizi bekliyorum..

 







   













  Görünce heyecanlandığım bir diğer ürün ise beauty blender'ın muadili yumurta şekilli bir makyaj süngeri oldu. Bu ürünü İzmir alsancakta match adlı bir mağazada buldum. Bilinen bir markaysa cehaletimi bağışlayın ama ben match cosmetics diye bir markayı daha önce duymamıştım. Alsancaktaki mağazalarında aynı zamanda victoria's secret ürünleri, aksesuar filan da satıyorlardı hoşuma gitti. Profesyoneller için fırça setleri de gözümden kaçmadı. Bu makyaj süngerini beğenirsem muhakkak bir daha uğramayı düşünüyorum o mağazaya. Makyaj süngerini 12,5 TL'E aldım.

     




















 Ben malesef aynı anda hem sivilce, siyah nokta, gözenek sorunu yaşayıp hem de nemsiz bir ciltten muzdarip olduğumdan daimi bir maske arayışı içerisindeyim. Bir de gratisten deneyeyim dedim skin recipe'nin şeftalili ve cevizli exfoliating maskesini aldım. Bir de yazın açık ayakkabılardan dolayı kuruyup çatlayan zavallı ayaklarım için Andrea adlı markanın foot spa adlı ayak bakım kremini aldım. Aldığım diğer maskeyi ise annem için aldım age-regenerating sümüklü böcek özütlü bir maske bu:). Maskeleri de annem ve ben denedikten sonra kayda değer bir etki görürsem haklarında yazı yazarım diye düşünüyorum
.
   
















 Bir ara watsons's da uğramaya niyetim var indirim zamanları belli ise veya şunu muhakkak al dediğiniz birşey varsa watsons'da gurbetçiliğime acıyıp yorumlarınızla yardım ediniz lütfen:) Sevgiler...